http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-36476-rant-taksimi.html
Rant TAKSİmi!
9 Eylül 2013 / ALPAY SEVİM
Sarısı, bordosu;
yasalı, korsanı; döküntüsü, lüksü derken taksi camiası iyice karıştı.
İstanbul’da yaşayanlar için bir lüks değil, ulaşım ihtiyacı olan
taksilerin milyonları bulan değerleri ile müşteriye sundukları kalitesiz
hizmet büyük bir tezat oluşturuyor. Eğitimsiz şoförler kalitesiz
araçlarla üç kuruşun hesabını yaparken, kaymağı sektörü yönlendirenler
yiyor.
'Tatil için İstanbul’a gelen
İngiliz Richards ailesi, havalimanından bindikleri takside bir hafta
geçirerek yurttan ayrıldı. Geçen hafta tatillerini geçirmek için
Türkiye’ye gelen aile, Atatürk Havalimanı’ndan bindikleri taksi ile 1
hafta boyunca yaptıkları yolculuğu dün yine Atatürk Havalimanı’nda
noktaladı. Kadıköy’deki otellerine gitmek için bindikleri takside
şoförün köprü trafiğine girmemek adına alternatif güzergâhları tercih
etmesiyle Yeşilköy, Bakırköy, Yenikapı, Yalova, Bursa, Susurluk,
Balıkesir ve İzmir gibi birçok semti ve şehri görme fırsatını
yakaladıklarını söyleyen Greg Richards (54), ‘Gönül isterdi ki o kadar
para verdiğimiz otelimizi de bir görelim. Ancak olsun. Ne yapalım? O da
bir dahaki sefere artık.’ diyerek en kısa zamanda bir kez daha ailece
ülkemizi ziyaret etmek istediklerini belirtti.”Beyefendi taksiciler nerede?
1990’lı yıllara kadar toplumun saygı duyduğu, sözüne itibar edilen, başı sıkışanın kapısını çaldığı taksiciler günümüzde içler acısı bir hâlde. İstanbul Taksiciler Esnaf Odası’nın web sitesinin girişinde yer alan Başkan Yahya Uğur’un sloganı, sektörün durumunu gayet güzel özetliyor aslında: “Beyefendi taksicilik geri gelene kadar…” Odanın kendisi de şu anki durumun olması gerekenin çok uzağında olduğunu biliyor ve hedef olarak önüne ‘Beyefendi taksiciliği’ koymuş durumda.
Elbette taksici esnafının önemli bir kısmı bu tür yanlış yollara sapmaktan uzak ve alın teriyle ekmek parası kazanmanın derdinde. Görüşlerine başvurduğumuz birçok taksici esnafının şikâyetleri de korsan taksi veya yeni yasalaşan VİP taksi firmalarıyla değil, mesleklerinin toplum içerisindeki itibarının azalmış olmasıyla ilgili. İstanbul Ataköy’de taksicilik yapan Cafer Özcan, kendisi ve birçok arkadaşının mesleklerini söylerken iki defa düşündüğünü belirterek başlıyor söze. Özcan, yüksek bedellerle araç kiralamak zorunda kalan birçok taksicinin kiraların altından kalkabilmek ve evini geçindirebilmek için trafik kurallarını hiçe saydığını, can ve mal güvenliğine riayet etmeden bakımsız araçlarla yolcu taşıdığını, hatta bir kısmının yanlış yollara sapabildiğini söylüyor: “Biz mesleğimizi onurlu bir biçimde, sosyal hayattan kopmadan, insani şartlarda yapabilmeyi arzuluyoruz. Ben kendi plakamla çalıştığım için daha rahatım. Aracıma özenle bakabiliyor, yolcularımı kısa ve uzun mesafe ayırt etmeden mutlu ve güvenli olarak gidecekleri yerlere ulaştırmaya çalışıyorum. Ama büyük kira yükümlülükleri altındaki arkadaşlarımızın rahat hizmet verebilmeleri bu şartlarda kesinlikle mümkün değil.”
En büyük taksi durağı bizde
Can, plaka fiyatlarının yüksekliğini ise şu şekilde açıklıyor. “Ülkemizde bir güven ortamı var. İnsanlar da bu güven ortamına teveccüh gösterip taksi plakasına yatırım yapıyor. Biz esnafız ve plaka fiyatlarının artması ile herhangi bir kazancımız yok ancak bu konu gereğinden fazla toplum nazarına veriliyor. Florya’da bir evin fiyatı 200 bin TL iken şimdi 2 milyon dolar oluyor ama kimse bunu sorgulamıyor. Sorgulanan şey taksici esnafının yıllar süren emeği sonucunda edindiği plakaların fiyatları. Biz de esnaf arkadaşlarımızın emekleriyle elde ettiklerini korumakla mükellefiz.”
Havaalanında çalışmanın zorlukları olup olmadığını ve kazançlarını sorduğumuz Can, “Havaalanı ülkemizin vitrini. Biz de burada hakkıyla hizmet verebilmek için mücadele ediyoruz. Taksicilerin kazançları da yakıt fiyatlarının her geçen gün arttığı ülkemizde her gün biraz daha eriyor. HAVAŞ’ın şehrin birçok yerine servislerinin olması ve istediği yerde yolcu indirip bindirebilmesi bizim işlerimizi baltalıyordu. Şu anda çalışan HAVATAŞ firması belirli güzergâhlarda ve duraklarda durduğu için işlerimiz eskisine göre daha iyi.” diyor ve buradaki vatandaşın otobüs yerine taksiyle ve yüksek ücretler ödeyerek ulaşımını gerçekleştirmek zorunda olmasını göz ardı ediyor.
Taksicilerin ve Esnaf Odası temsilcilerinin en çok şikâyet ettiği konu artık korsan taksiler değil. Çünkü son dönemde polisin etkin mücadelesi sonucu korsan taksi tabir edilen çalışma biçimi bitme noktasına geldi. Asıl şikâyet edilen ve işlerini azaltacağını düşündükleri konu lüks otomobille yolcu taşımacılığı yapan, yani VİP taksi olarak adlandırılan firmalar. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin web sitesinde, lüks otomobil ve filo ile yolcu taşımacılığı için geçici lisans alan firmaların isim ve adresleri var. Lüks otomobil için 9 firma toplamda 296 araç için izin almış. Firmalardan birkaçını telefonla aradığımızda işlerinin çok yoğun olduğunu, müşterilerinin istediği adrese istediği özellikte araç gönderebileceklerini söylüyorlar. Filo ile taşımacılık yapmak içinse 7 firma 342 araç için geçici izin belgesi almış. Bu firmalar şirketlere hizmet veriyor ve sözleşmeyle çalışıyorlar. Perakende müşteriye hizmet vermiyorlar.
Plaka borsası Otocenter
İstanbul’daki taksi plakası fiyatları, Bağcılar’daki Oto Center’da belirleniyor. Taksicilik sektörünün en büyük firmalarından Kale Ticaret’in satış müdürü Gürsoy Atlı’ya plaka fiyatlarının bu derece hızlı artışının sebeplerini ve plaka kiralama süreçlerini sorduk. “2000’li yılların başında plaka fiyatları 200 bin TL seviyesindeydi. Şu an 1 milyon 300 bin TL.” diyen Atlı, bunun sebeplerini şöyle açıklıyor: “Bu gelişimin en önemli sebebi siyasi istikrar ve İstanbul’a yapılan yatırımlar. Plaka fiyatları tüm Türkiye’de artıyor.
Peki, taksi plakası kiralamak isteyenlerde ne gibi şartlar arıyorlar? Atlı, “Öncelikle işi yapabileceğine emin olmamız gerekiyor. Tecrübeli olmasını, tecrübesi yoksa yetenekli olmasını istiyoruz. Sabıkası olan ve piyasada kötü imajı olan kişilere araçlarımızı teslim etmiyoruz. Uyuşturucu bağımlılarına ve büyük sağlık sorunları olanlara araç teslim etmiyoruz.” diyor. Bu kez “Bir şoför size gelse ve plaka kiralamak istese ne kadar bir bütçeyle işe başlayabilir ve kaç lira kazanır?” diye soruyoruz. Gürsoy Atlı, hesabı şöyle çıkarıyor: “25-35 bin lira arası bir araç alır, bize de 3-5 bin lira arası bir komisyon ödeyerek işe başlayabilir. Aylık kira bedeli olarak 4 bin 600 lira öder. İki yıllık bir sözleşme yapılır ve iki yılın sonunda sözleşmeyi yenilemek isterse tekrar 3-5 bin lira komisyon ödemesi gerekir. Kazancına gelince sigortası yatar, kirasını öder, evini geçindirir ve dünyanın en mutlu insanı olur.” Atlı’ya “Bin lirayla da, 5 bin lirayla da geçinen ev var.” diyoruz. Cevabı ise şöyle oluyor: “Ev geçindirmek çok büyük bir mutluluk. Ne kadarla geçindiğin işin teferruatı.”
Plaka kiralayan ve işleten taksicilerle konuştuğumuzda ise plaka kiralarının aylık 5 bin 300 lira seviyesinde olduğunu, kontrat yenileme ve komisyon olarak 5 bin lira alındığını söylüyorlar. Normalde ‘0’ kilometre olarak 33-35 bin liraya satılan, sadece sarıya boyanmış ve üzerine ‘Taksi’ yazılan araçların, Oto Center’da plaka kiralanan yerden alınmak zorunda olduğu için 55 bin liraya, ikinci elde 20 bin lira seviyesinde olan 2011 model araçların ise 35 bin liraya satıldığı bilgisini veriyorlar. İki yıllık kontrat sonunda 55 bin liraya alınan aracın değerinin 20 bin lira seviyesinde bile olmayacağını, kiralama işinde en büyük zararlardan birinin araçların zorunlu olarak fahiş fiyatlarla satılması olduğunu belirtiyorlar. 5 bin 300 lira aylık ödeme ile plaka kiralayan şoförlerin kirayı ve araç parasını çıkarıp geçimlerini sağlayabilmelerinin normal taksicilik şartlarında imkânsız olduğu kaydediliyor. Şoförler, geçimini sağlayabilmek için trafik kurallarını ihlal etme, kısa mesafe yolcu almama, trafik olan bölgeye gitmeme ve piyasaya sahte para sürme gibi birçok yanlış yola sapılabileceğini söylüyor.
Peki, VİP taksilere izin verilmesi plaka fiyatlarını ve piyasayı nasıl etkiler? Atlı, ilginç bir öngörüde bulunuyor: “VİP taksilerin yaygınlaşması plaka fiyatlarına olumsuz yansıyabilir ancak biz yaygınlaşmayacağını düşünüyoruz. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ile görüşme yapan sektörden arkadaşlarımız, bir sonraki dönemde VİP taksi firmalarının lisanslarının yenilenmeyeceğinin sözünü aldı. Eğer seçimlerden önce VİP taksiler yaygınlaştırılır ve yeni lisanslar verilirse bu sözü hatırlatırız. Şu an Kadir Topbaş’ın durumu zaten çok kritik. Seçimi ya ucu ucuna kazanacak ya da az farkla kaybedecek. Aileleriyle birlikte 250 bin kişiyi bulan böylesine büyük bir camiayı seçimler öncesi karşısına almak istemez.”
Korsan taksi neredeyse bitti
Taksimetre tarifesinin ülkemizde en düşük olduğu il İstanbul olmasına rağmen, daha ucuza yolcu taşıdığı söylenen korsan taksilerin en yaygın olduğu yer de İstanbul. İlk açılışı 2,95 lira olan İstanbul tarifesinde her kilometre başına 1,75 lira ödüyoruz. Taksicilik hizmeti verebilmek için, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin en sonuncusunu 1991’de tahsis ettiği 18 bine yakın ‘T’ harfli plakadan birine sahip olmak gerekiyor. Korsan taksiciler bu plakalardan herhangi birine sahip olmadan yolcu taşımaya çalışıyor. 2012’de Başbakan Erdoğan’ın “Korsan taksiciliğe müsaade etmeyeceğiz.” açıklamasından sonra bu sektör İstanbul’da bitme noktasına geldi.
Görüştüğümüz bir korsan taksi durağı çalışanı, eskiden 35 araçla çalıştıklarını, şu an bu sayının 5’e düştüğünü, birkaç ay içinde kendilerinin de bu işi bırakacağını söylüyor: “İlk yakalanmada 2 bin 100 lira cezaya ilave olarak 600 lira otopark parası ödedik. Ayrıca araç 60 gün bağlandı. İkincide ceza 3 bin 500 liraya çıktı. Ayrıca yine 60 gün bağlama ve 600 lira otopark ücreti. Bu cezaları ödeyebilecek bir kazancımız olmadığı için bu işi bıraktık. Belediyenin taksi plakalarını her 6 ayda bir ihale etmesi için hukuki mücadelemizi sürdürüyoruz.”
En az 25 araçla kurulan VİP taksi firmalarıyla aynı hizmeti verdiklerini, taşımacılık faturası kestiklerini ve vergiye tabi olduklarını belirten korsan taksiciler, devletin 25 araç sınırını kaldırmasını ve bu işi birkaç araçla daha küçük ölçekte yapabilmenin önünü açmasını istiyorlar. Yayımladıkları fiyat listelerinin eskisine göre daha pahalı olduğunu, hatta bazı güzergâhlarda taksilerden daha yüksek ücretle yolcu taşıdıklarını kabul ediyorlar ve yedikleri cezalara göre bir düzenleme yaptıklarını söylüyorlar. Sektörde bu kadar araç açığı varken plaka sayısının artmamasını eleştiriyor, birilerinin ellerindeki plaka tekeli kırılmasın diye yolcuların ve birçok şoför esnafının mağdur olduğunu dile getiriyorlar.
Fiyatlar manipüle ediliyor
İstanbul Taksiciler Esnaf Odası Başkanı Yahya Uğur, Türkiye Gazetesi’nden Fatih Vural’a konuyla ilgili açıklamalarda bulunmuştu. Uğur, haberde ticari taksi dünyasındaki manipülasyonu şöyle anlatıyordu: “Taksi sayısı, nüfusa oranla hâlâ fazla. İhtiyaç olduğu anda plaka ihalesine çıkılır; ama şu anda bir ihtiyaç yok. Ticari taksi plaka değerleri için 1 milyon 300 bin lira gibi fiyatları yanlış buluyorum. Bu rakam gerçekçi olmalı. İnsanların manipülasyonuna bırakılmamalı. Taksi plakası yatırım aracı değildir. Birisi yatırım aracı olduğunu söylüyorsa, bilin ki manipülasyon yapacaktır. Yapılıyor da! Daha enteresanı, olmayan plakalar satılıyor. Plaka bazlı aylık kira ödeniyor, plaka bedeli ödeniyor. Ben parayı verdim, bir plaka aldım, ama ortada plaka yok! Çalışan, üreten, ortalıkta dolaşan bir plaka yok!”
Ticari taksi plakalarında hangi kriterlere göre fiyat belirlendiğini kendisinin de anlamadığını ifade eden Uğur, “İtirazım da bu, yani manipülasyon. Benim 30 senedir plakam var. 30 senede hayatım boyunca 1 milyon 200 bin lirayı bir arada görmedim. Bu beni ilgilendirmiyor, çünkü plakamı paraya dönüştürmüyorum. Ben günlük kazancımla meşgulüm. Gülben Ergen’in 120, Emrah’ın 90 taksi plakası varmış! Yalan! Kanuni olarak bir kişinin bir plakası olabilir. Güvenebileceği bu kadar akrabası olan, gitsin başbakan olsun!” diyor. İstanbul’da 36 bine yakın şoför olduğunu hatırlatan Uğur, bunların hepsini kayıt altına aldıklarını ve sigortalanmasını sağladıklarını belirtiyor.
Yazımızı, Prof. Dr. Atilla Yayla’nın yaklaşık bir yıl önce Zaman Gazetesi’nde yayımlanan yazısından alıntı yaparak sonlandıralım. Alıntı yapmamızın sebebi, haberi hazırlarken görüştüğümüz birçok sektör temsilcisinin bu yazıyı hatırlatıp tepki göstermesi veya takdir etmesi. Yazı, yolcuların ve taksi şoförlerinin mağdur olduğu, belirli kesimlerin ise kazançlarının azalmasına tahammül edemeyip çalışanlarını ve vatandaşı mağdur ettiği bugünkü durumu tam olarak özetliyor ve çözüm önerileri de getiriyor.
“… İddia edildiği gibi İstanbul’da 50 bin ‘korsan’ taksi varsa, neden lisanslı taksi sayısı 18 bin civarında tutuluyor? Demek ki piyasa çok daha fazla taksiyi kaldırabiliyor. Sebep, taksi plakalarının değerinin düşecek olması. Müşteri tatminsizlik duyuyor ve yeni arayışlara yönleniyor. ‘Korsan’ taksicilik dedikleri şey böylece doğuyor. Diğer taraftan resmî taksicilikte haksız ve mantıksız bir rant ve sanal bir servet oluşuyor. Taksilerin kasa değeri 10-15 bin lira ederken, plakaları 1 milyon liraya tırmanıyor. Taksicilik fakir ve zayıfların yapabileceği bir meslek olmaktan çıkıyor. Rantın devam ederek büyüyeceği umuduyla zenginler ve alâkasız kesimler taksi plakaları alıyor.
Yapılabilecek şeyler var. Taksi plakalarının şahsa bağlı verilmesi ve çalışma süresiyle sınırlı kalması, devredilememesi bir ilk adım olabilir. Buna paralel olarak piyasaya girişin olabildiğince serbestleştirilmesi gerekir. Tüm girişlerin sarı taksi plakası sahipliğiyle olması gerekmez. Bütün taşıyıcıların aynı tip ve nitelikte olması ve aynı türde hizmet sunması şart mı? Bugün meselâ oto kiralama şirketleri de, özellikle otomobil şoförlük hizmeti ile birlikte kiralandığında, bir tür taksicilik yapmış olmuyor mu? Sektörde rekabet mutlaka kalite ve fiyat iyileşmesi de getirecektir. Bir hizmeti daha ucuza sunanları cezalandırmak da neyin nesi? Hele tüketicilere (yolculara) ceza konulması, tam bir despotik yaklaşım. Mahallemizdeki bakkalı öğütleyeceğim, gezici seyyar tezgâhlardan karpuz alan mahallelilerin cezalandırılmasını öngören bir kanun çıkarttırılması için bakkallar odasına baskı yapmaya başlasın.”
Plaka nasıl alınır, nasıl kiralanır ve ne kazanır?
Plaka kiralanırken kısmi sözleşmeli işçi olduğunuza dair bir sözleşme imzalamanız gerekiyor. Araç üzerinde herhangi bir hak iddia etmeniz mümkün değil. İşçisiniz. 10 günlük sigorta priminiz yatırılıyor. Günde 12 saat çalışıyorsunuz. 12 saat de bir başkasını çalıştırıyorsunuz. Çalıştırdığınız kişi size günlüğü 140 lira veriyor. Siz de kendi çalıştığınızdan ilave edip aylık 5 bin 300 lira kira ödüyorsunuz. Kalan para ile aracın bakımlarını yaptırıp vergilerini yatırıyorsunuz. Trafik sigortası, lastik, kaza hasar giderleri ve en önemlisi akaryakıt... Ticari taksi olarak kullanılan araçlar kilometrede ortalama 30 kuruş yakıt tüketiyor ve günlük ortalama 400 kilometre yol yapıyorlar. Günlük 120 liradan ayda 3 bin 600 lira akaryakıt gideriniz var. Bu şartlarda para kazanabilmek çok mümkün olmadığı için genellikle hiçbir çaresi olmayan insanlar plaka kiralama yolunu tercih ediyorlar ve konuştuğumuz kiracıların hepsi bin pişman.
Asım Göçek*: Plaka ağaları hiç vergi vermiyor
Rant ve kazanç mekanizmasının en altında şoförler bulunuyor. Şoförlerin üzerinde, yüzlerce araç plakasını sahiplerinden kiralayıp asıl mesleği şoförlük olanlara 12 saati 150 lira üzerinden kiralayan plaka ağaları var. Bu ağaların bazıları 100 araç işletiyor ve hiç vergi vermiyor. Çünkü hiçbir ruhsatta ve evrakta adları geçmiyor. Vergiyi plaka sahibi verirken, sigortayı araç şoförü ödüyor. Bunlar sadece boş senet karşılığı araçları verdikleri şoförlerden para tahsil etmekle meşgul. Üçüncü halkada plaka borsası oluşturup fiyatları kat kat artıran galericiler var. İşleri plaka sahiplerini memnun etmek ve fiyatları yükseltmek. Fiyatlar yükseldikçe kiralama yapanlara fahiş fiyatla sarıya boyanmış otomobil satma imkânı buluyorlar. Zincirin en üstünde ise şoförlükle ve esnaflıkla hiçbir ilgisi olmayıp tamamen yatırım peşinde koşan plaka sahipleri var. Bunların birçoğu şoför olmamalarına, hatta İstanbul’da ikamet etmemelerine rağmen iki yıllık ikametgâh ve ehliyetle Şoförler Odası’na başvuruyorlar. Böylece plaka sahibi olabilmenin temel şartı olan Şoförler Odası kaydını alıyorlar. Oda plaka fiyatlarından şikâyetçi ama Almanya’da yaşayan birini odaya kaydetmekten çekinmiyor. Oda, şu an şoförü değil, yatırımcıyı, plaka sahibi olanı temsil ediyor. 90 yaşındaki kadınlar Şoförler Odası’nda kayıtlı.Bu tekeli Oto Center oluşturdu. Bir plakayı, yani 1 milyon 300 bin lirayı, 16 bijona (Her araçta 4 teker, 4 tekerde 16 bijon olmasından dolayı sektörde bir hisse bu şekilde adlandırılıyor) bölüyorlar. Bir bijon 80 bin liraya satılıyor. Bir bijon karşılığında size aylık 300 lira kira geliri ödeniyor. Aynen saadet zinciri gibi, olmayan araçların bijonlara bölündüğü, paradan para kazanıldığı, yatırımın üretime dönmediği konuşuluyor. 16 bijonu tamamladığınızda size bir plaka veremeyecek birçok şirket var. Kendim ticari taksiciyim. İstanbul’da 17 bin 365 taksi plakası, bir o kadar da çifti var. Bunlar da galericilerin elinde dönüyor. Galericide aynı plaka adına iki tane kayıt yapılıyor, biri Anadolu, diğeri Avrupa yakasında çalıştırılıyor. Denetleme çok sınırlı. Siz gidip rahatlıkla taksimetre alabiliyorsunuz. İstanbul’da kaç bin tane taksimetre çalınmış ve yerlerine kaç bin tane taksimetre verilmiş? Bu sayıları vermiyorlar.
Oto Center’da plaka kiracılarından geçen araç sayısına bakın. Birinde 8 bin araç deniliyor, diğerinde 6 bin... Araba, 30 bin lira. Bunlardan almaya kalkın, sarıya boyanmış, üstüne plaka takılmış, 55 bin lira. O 25 bin liranın vergisini kim veriyor? Kimse! Bijon borsası var. Vergiye kaydı var mı? Yok. Kendi plakası ile çalışan biri yılda 90 bin lira net kâr elde edebilirken hâlâ basit usul vergiye tabi. Yıllık en fazla 2 bin 500 lira vergi veriyor. Yılda 12 bin lira geliri olan maaşlı biriyle aynı vergiyi veren büyük bir esnaf olur mu? Devlet istese taksimetrelere yazar kasa takıp bu büyük vergi kaybını bitirebilir. 1986’da 11 bin 800 kişiye ücretsiz dağıtılan ticari taksi plakaları, bugün 1 milyon 300 bin TL’den el değiştiriyor. (*) Taksi şoförü ve Alternatif Ulaşımcılar Derneği Başkan Yardımcısı
No comments:
Post a Comment